Weblog Resul Özdemir

Sun
Apr
16

KONTROLÜ DARBE


Geçen gün Kılıçdaroğlu kontrolü darbe diye bir söylem ortaya atınca kafam karışmadı dersem yalan olur çünkü daha önce Yenikapı meydanına çıkıp darbeye karşıyım demişti. Hani bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü dedim kendi kendime. Hele bir de referandum öncesi olması acaba bir yerlere mi haber gönderiyor diye de düşündürttü.

Ayrıca Avrupa’da da referandum özünde Türkiye karşıtlığı da boşu boşuna hortlamadı.

Peki ne oldu derken acaba benim düşünmediğim fakat kuş’umun bildiği birşey var mı yoksa tahmin ettiğim gibi Türkiye’nin artık yeter diyerek kendi göbek bağını kesmek istemesi olabilir mi?

Malesef kuş’um son dönemde bir hayli yoğun bir mesai yaşadığı için birkaç hafta beklersen belki tahminlerden öte sonuçları da yazabilirsin diyordu, bende bu kadar nasıl çabuk sonuçlar alınabilir dedim. Çünkü Türkiye son dönemde büyük badireler atlattı, peki oyun neydi de bu kadar hızlı sonuç verecekti.

Bana gerçi bir kaç tüyo vermesine rağmen net konuşmuyordu.


Gerçekten de Avrupa  ”Almanya imparatorluğu” bir bir Türkiye’ye karşı sertlik yanlısı tavırları ile harekete geçti. Ardından da Papa “baba” önünde iplik gibi sıraya girerek icazetlerini aldılar. Oysa o toplantı esnasında bırak herhangi bir dine sahip olmayı tamamen dinsiz olanlar bile bulunuyordu.

İlginç değil mi?


Rusya yakınlaşması gittikçe bazılarını iyiden iyiye rahatsız ediyordu.

Bilenler bilmeyenlere lütfen Bilderberg toplantılarını anlatsın.


Şayet etrafınızda bilmeyenler yoksa kısaca şunu diyebilirim. Yeni Dünya Düzenin yol haritasının çizildiği veya değiştirildiği toplantılar.


Ayrıca birde meşhur bir resim takvimi vardır.


USA seçimlerinde o resim bir hayli hırpalandı çünkü Trump Başkan oldu.

Rusya zaten “onların tabiri” diktatör ile yönetiliyor.

Türkiye ayak diretiyor. O yüzden Erdoğan’nın da gitmesi elzem olan kişiler listesinde yerini alması gerekiyor.

Hani bir aralar Saddam, Kaddafi veya seçimle gelmiş olan Mursi gibi  bir propaganda yöntemi ile Diktatör olarak lanse edilerek toplumdan soyutlanacak akabinde de Türkiye’nin oynaması gereken rolüne ayar verilecekti.


Aslında en büyük kazığı yiyen Türkiye Suriye meselesinde Fırat Kalkanı hareketi ile birazcık masada elini güçlendirdi.

Fakat Rusya bir tarafta öte tarafta ezoterik güçler ama öte tarafta da Avrupa “Almanya imparatorluğu” En acı tarafı da ezilen toplumlar bir beklenti içerisinde olduğundan dolayı Türkiye’nin işi hiç de kolay değil. Ama Ezoterik güçlerin şu anda en büyük zaafı ise Trump.

İşte tamda bu noktada başlık yazımız ortaya çıkıyor. Çünkü o dönemde Trump geldi gelmeyecek derken öncesinde İngiltere Avrupa Birliğinde ayrılarak bu günlerin işaret fişeğini ateşledi.

Pek tabiki bu da yeni kamplaşmayı beraberinde getirdi.

Birileri bu kalkışmaya destek verirken birileri de bilgilendiriyordu.

Yani kontrollü olaylar meydana geliyordu.

Yani ya bizi tercih edersiniz yada… diyordu..

Olay o kadar net ve açık ortadaydı ki.. köprü tutma ve birkaç tank ile Türkiye’yi teslim alamayabileceklerini sanki bilmiyorlar mıydı?

Elbette ki biliyorlardı..


Fakat amaç tamamen yıkım değil di..!!

Amaç kontrolü bir şekilde yetki görev değişimi idi.

Başarılı olmayınca da pek tabiki birleri asabileşiyordu..


Referandum öncesi böyle bir söylem bilmem sizlere birşeyler ifade ediyor mu.

Ama bana ediyor.


Sevgi ve saygılarımla

Resul Özdemir


15-04-2017

23:50

Wed
Mar
15

Türkiye Hollanda arasındaki siyasi kriz


Değerli kardeşlerim,


Malesef buradaki oluşan durum yüzünden bir hayli yoğun bir trafik yaşadım ondan dolayı durum hasıl oldu.

Geçen gün ve öncesi yaşanan olaylar bizleri hayli üzdü.

Bir tarafta anavatanimiz ve öteki tarafta yaşadığımız vatanın bu şekilde karşı karşıya kalması bizleri pek tabiki derinden üzdü.

Öncelikle çuvaldızı kendimize batıralım diye çok güzel bir atasözümüz vardır. Fakat Dışişleri Bakanlığının uçuş izninin ve akabinde Aile bakanın maruz kaldığı durum gerçekten yenilir yutulur bir durum değildir. Sayın Çavuşoğlu’nun geleceği akşam birlikte olacaktık aslında ailevi durum ve birde Ak Partinin şakşakçılara prim vermesi yüzünden pekde istemeye istemeye gitmeyi planlıyordum. Hatta sitem dolu yazımı ve ön sezilerimden dolayı (Kuşum ile konuşmamızdan dolayı) bir yazıyı sosyal medya aracılığıyla sizlerle de paylaşmıştım.

Fakat siyaset geçmişi bilip gelecek için yol açma sanattıdır.

Şu anda hasıl olan durum sayın Cumhurbaşkanı’nın yapmış olduğu açıklamalar ile tavan yapmış bulunmaktadır. Haklı iken haksız duruma düşmeme adına bendeniz biraz daha nazik olunması taraftarıyım. Çünkü Hollanda olarak Nazilerden en çok zarar gören ülkeyiz. Ama bendeniz de Cumhurbaşkanına yakın bir açıklama yaptığımı umarım biliyorsunuzdur. Gerçekten de malesef Hollanda’nın bazı konularda hiçte iyi bir referansı yok.

Herşeye rağmen burada yaşayan 450.000 vatandaşımız bu açıklamalar ile hiçbir fayda görmediği gibi zarar gördüğünü belirtmek isterim. Birde buradaki siyasi birlikteliği malesef Türkiye’de göremediğim için üzüldüm. Siyasi çekişmeler ( seçim kampanyaları ) esnasında normal vatandaşın oy avcılığı kullanılması beni derinden üzmüştür. Özellikle çocuklarımızın geleceği için endişelendiriyor.

En büyük yatırım partnerimiz olan Hollanda Türkiye ilişkileri İnşaALLAH bir sekteye uğramaz diye düşünüyorum. O yüzden boykotun karşılıklı zarar vereceğini düşünüyorum.

İnşaALLAH bu seçim dönemi sonrasında yeniden o bahar döneminin gelmesini bekliyor olmama rağmen pek de olacağını sanmıyorum.


Önümüzdeki günlerde AB Türkiye ilişkileri üzerine yazacağım analiz yazısını okumanızı tavsiye ederim.


Sevgi ve saygılarımla

Resul Özdemir

Tue
Dec
20

21′inci Yüzyılın Kareası


Rusya Büyükelçisi öldürülmesini sıradanlaştıranlara şunu hatırlatmak isterim.

Dünya Savaşı da bir kişinin öldürülmesi sonucu çıkmıştı.

Özellikle Türkiye Rusya ilişkilerinin düzeldiği esnada, Suriye’de çözüm bulunması için gösterilen ortak çaba esnasında ve ayrıca USA’nın Türkiye’nin müttefiki görünmesine rağmen Türkiye’nin istemediği herşeyi yapan ve bu da yetmez Rusya’yı Amerika seçimlerine hile karıştı o yüzden gerektiği zaman gerektiği cevabı alacağını bu kadar açık ve net söylemesi akabinde olması çok çok manidardır.

Aslında manidardan öte neye ve kime hizmet ettiğine bakmakta fayda vardır.

*Avrupa Birliği Rusya’ya ambargoyu uzattı,

*Trump Başkan oldu ve Rusya ile ilişkileri farklı bir noktaya taşıyacağını söyledi,

*Trump zaferi akabinde Kudüs’ü başkent ilan edeceğini söyleyen İsrail’in sessizliği,

*Türkiye’nin müttefikleri olmasına rağmen Ortadoğu denkleminde hareketsiz bırakanların, İran’ın eski Pers imparatorluğu hayallerine olanak ve ortam sağlayanlar,

*Suudi Arabistan’nın Trump başa geçinceye kadar Amerika’daki yatırımlarına ara vermesine,

*İngiltere’nin Avrupa Birliğinde çıkması akabinde İtalya’nın da çıkma ayak sesleri duyulurken; Avrupa Birliğinin dağıtacağı sesleri gür çıkmaya başlamışken,

*Avrupa Birliğinin Türkiye üzerinde kurmaya çalıştığı baskı,

*Çin’in uzakdoğu bölgesinde üsleri kurup buraya füze rampalarını yerleştirmesi.

*Türkiye’ye Şanghay üyesi olmadan Enerji Konusu ile ilgili çalışmalara başkanlık verilmesi.

Yukarıdaki olayları üst üste koyduğumuz zaman görüldüğü gibi Dünya genelinde kartlar çok yoğun bir şekilde karıştırılmakta.

O yüzden doğru zamanda ve doğru yöndeki hamleler ile önümüzdeki yüzyılın kareasında yerimizi sağlamlaştırabiliriz.

Yoksa…

Batı ve Doğu Hun imparatorluğu

Ankara Savaşında Timur / Yıldırım Beyazıt olduğu gibi yeniden fetret dönemleri kapımızda

Sun
Aug
21

LOBBY ÇALIŞMASI NASIL OLMALI…!!


Hollanda’da “Avrupa” yaşayan Türk toplumuna şöyle bir çalışma için davette bulunmak istiyorum.

Lütfen bir araya gelip senci benci bir ayrışmadan vazgeçip ortak noktalarımızdan yola çıkarak birlikte bir düşünce çalışması içine girelim.

Bu çalışma olmadığı sürece böl parçala düşüncesinin yemleri olmaya devam edeceğiz. Büyük balığın küçük balığı yemesi misali.

Bu amaç doğrultusunda üzerime düşen her türlü katkıyı sunmaktan onur duyarım.


Sevgi ve saygılarımla

Resul Özdemir

Hollanda Elazığ’lılar Derneği Başkanı

2003-2007 / 2007-2011 Güney Hollanda Eyalet Milletvekili



Dipnot;

Yaklaşık 3.5 veya dört yıl önce ilk etapta Türkiye kökenli  iş adamlarına ve akabinde STK’lara sunduğum çalışmanın ana başlıkları aşağıda bulabilirsiniz.


Malesef o günlerde kendini dev aynasında görüp biz zaten bir Federasyonun parçasıyız başka bir çatının altında olmayız diyen benciller olayı sekteye vurdular.


Zamanında yapılsaydı şu anda elimiz daha da güçlü olurdu ama malesef yapılmadı fakat yapılması için geç kalınmış değildir..


Aşağıdaki yazı Hollanda için yazılmıştır.


Fakat isteyenler için başka ülkelere yönelik çalışmaları ve analizleri de yaparak rasyonel bir çalışma içine girmelerine yardımcı olabiliriz….


LOBBY ÇALIŞMASI NASIL OLMALI.



Lobby çalışmalarını GOOGLE aradığımız’da karşımıza genellikle TABAK, İLAÇ ve YAHUDİ lobisi konulu şeylerle karşılaşıyoruz.


* Bu sektörlerin sonuncusuda genellikle son dönemlerde Wilders ile ilgili bağlantılar’la birlikte yazılıyor.


* Tabak endüstrisi lobby çalışmaları nasıl oluyor diye baktığımızda:!!

Genellikle ekonomik getirisi ile yasa çıkarıcılar baskı altına alınıyor. Bu baskılar aynı zamanda media aracılığıyla tabiri caizse beyin yıkamaya dönüşüyor. Yapmış oldukları sosyal çalışmalar ile de imaj yaratılıyor. Bu imaj yaratma olayını’da genellikle toplum tarafından sevilenler aracılığıyla yürütülüyor. Film’lerde ünlü kişilerin tabak türü şeylerin kullanması ön plana çıkıyor.


* İlaç sektörü ise genelde sağlık sektöründe belli bir konuma sahip olan basını ilmi çalışmaları “kendilerince” araştırma yazısı halinde sunarak toplumu önümüzdeki dönemde yapacaklara hazır hale getiriyorlar. Bunun en güzel örneği ise yakın zamanda yaşadığımız Meksika gribi aşısı veya Domuz gribi aşısı olarak gösterebilirim. Mesela ilacı geliştiren firma’daki şahıs aynı zamanda Devlet’in sağlık konusunda danışmanlık hizmeti veriyordu. Güvenilirlik önemli bir öğe olarak yine karşımıza çıkıyor. Fakat bu yetmediği için genellikle bu tür firmaların Dr.’lar aracılığıyla kullanılan ilaçlar ile birlikte yönlendirme yaptıkları herkes tarafından biliniyor. Aynı zamanda çeşitli sempozyum’larla bilimsel bilgi ve bulgu şeklinde topluma aktarılıyor.

Islam’a karşı ise genelde terörizm ve gerici tema’larla insanlar korkutma tekniği kullanılıyor. Bu çalışmalar öteki konularda verdiğimiz gibi basın, seminer ve kendilerinin özel bir şekilde hazırladığı kurgularla meydana getirilen olaylar kullanılıyor.


Örneğin 11 eylül olayı.


Pek tabiki bu olayları gündemde tutmak için süreklilik gerekmektedir. Yani çalışmalarda süreklilik olmazsa insanlardaki bilinç altı düşüncesinde görmüş oldukları iyi olaylarla sapma olabilir.


Bu işleri yapmak için finansörlere ihtiyaç vardır.


Yukarıda belirtilen hususların ortak noktaları…

a.Siyasi’lerin agenda’sını takip etmek

b. Finans kısmı sağlam bir yere oturtmak

c. Raad van commissarissen “Yöneticileri yönlendiren danışmanlar” dediğimiz kurumu oluşturmak ( bu görevi genellikle tanınmış kişiler yerine getiriyor)

d. Basın ile ilişkileri sağlam bir zemine oturtmak

e. Köşe yazılarını hazırlamak ( bazen ingezonden dediğimiz mektup’lar basına göndermek)

f. Sosyal faaliyetler ile imaj yaratmak

g. Kahvaltı veya yemek partileri organize edilerek bire bir markaj uygulamasına geçmek.

h. Kendisi gibi düşünen veya yakın gördükleri gruplarla ortak çalışmalar içinde olmak.

i. Okul’larla iyi bir ilişki geliştirmek (bu sayede bilimsel olay’mış gibi dışarıya bir imaj yaratmak)

j. Sempozyum’lar düzenlemek ( burada çıkan sonuçları toplumla paylaşmak)



Sevgi ve saygılarımla

Resul Özdemir

Mon
Aug
15

Ben DARBE SEVERİM


Son dönemde önüne gelen herkes darbeye karşı çıkıyor gibi yaparak, darbenin her türlüsüne karşı olduğunu belirtiyor. 

Sanki daha düne kadar ben diyordum; bu hükümet’ten kurtulalım da nasıl kurtulursak kurtulalım önemli değildir diye.

Bende 15 Temmuz akşamından beri söylediğim şey; bu bir darbe değil Kaos yaratma olayıdır.

Yani Darbeye altyapı hazırlama çalışmasıdır.

Halkımız bu kalkışmaya gösterdiği tepki ise; kalkışmaya karşı darbe yaparak Kaos planını bertaraf ettiğini düşünüyordum ve halende aynı şekilde düşünüyorum.

Hani bir laf vardır ya..!!

Şeytanı azapta görmek gerek..!!

O yüzden ben darbe severim.

Thu
Aug
11

KUŞ’UM ile MUHABBET


Dün akşam kuşum pencereme konduktan sonra son günleri biraz konuştuk..

Ama sıcak bir Türk kahvesi içelim demeyi de unutmadı.

Her zaman içer içmesine de sanki bu sefer özellikle sıcak bir Türk Kahvesi dedi gibime geldi.

Ama nasıl olsa kuşum bana sözleriyle bu sıcak Türk Kahvesini açıklayacak diye de kendi kendime konuşuyordum.

İlk önce başladı Ak Parti iyi tıraşlandı demeye. Kendi kendime Ak Parti niye tıraşlandı ki dedim..

Kayıp yoktu galiba düşünürken. Şu ana kadar Ak Partinin reklam işleri ile ilgilenen şahıs gitti dedi. O konunun özel olarak incelenmesi bu günleri anlamak hususunda faydalı sonuçlar verebilir.

Yani senin de dediğin gibi bu bir darbe değildi.

Darbe olsaydı da yok demiyeceklerdi.

İşin içinde olduklarını belirtmek için  de şüphe götürmüyecek şekilde izler bıraktılar. Mesela incirlik’ten kalkan TANKER UÇAKLARI ve Darbe konularında uzman kişilerin Türkiye’ye gelmesi gibi şeyleri söyleyebilirim. Yani bak ben istersem Kaos, istersem seni veya en yakınını ortadan kaldırabilirim. Bu olayı ben yaptım ve benden kork demeye getirdiler.

Asıl amaç Türkiye’nin kendi içindeki problemler ile meşgul ederken Ortadoğu’daki dönüşümü hızlandırmak ve akabinde Türkiye’nin baş edemeyeceği problemler ile yüzleştirip tercih ettirmeye sürükleyerek ülkenin Güneyi için dışarının empoze ettiği çözümlere zorlayarak oluşumu tamamlamak olarak görebilirsin dedi.

Birde sizde güzel bir Sarı Öküz misali vardır.

Bu günlerde Batı Medyası aracılığıyla Sarı Öküz oyunu oynayarak Türkiye üzerindeki baskıyı artıracaktır. Aslında sen buna benzer bir yazıyı Arafat giderse diye daha önceden yazmıştın.

Ve;

Sarı Öküzün ne kadar hatalı bir şey olduğunu anlatmak içinde bakın gitti kendi gibi diktatör biri ile işbirliği içine girdi diyeceklerdir dedi sevgili kuşum.

Bak Batıdan ve Demokrasiden de uzaklaşıyor diyeceklerdir.

Birde senin yazdığın 100′üncü yıl sendromu meselesi var ki; son kaç gündür kendi kendime düşünüyorum ve diyorum ki, acaba bunun dile getirdiği 100′üncü yıl sendromu bu durum muydu? Ya da daha ağır bir şey mi gelecek diye de kendi kendime düşünüyorum? ” Gerçi kulağım açık olduğu için önümüzdeki günlerde tekrar pencerene gelebilirim”

Kısaca şunu diyebilirim..!!

Önümüzdeki günler birçok şeye gebedir.

Ama Sarı Öküz ve en öndeki şakşakçılara dikkat edilirse çok çok farklı sonuçlar ortaya çıkabilir..

Ve..

Enerjinizi boşu boşuna sizi anlamak istemeyenlere harcamayın.

Fakat ülkelerin dostları değil menfaatleri var bunu da tekrar hatırlamakta fayda vardır..

Mon
Jul
25

OPUS DEI TARİKATI


17-12-2013 

Tarihli yazısı..

Kurucusu Madrid’li bir Katolik papazı Josemaia Escriy de Balagar. Opus Dei kelime anlamı “Tanrı’nın İşleri”

Opus Dei’nin kurucusu Papaz Ecsriya’nın aslı Hristiyan değildir. Yahudi engizisyonu yapıldığı dönemde Hristiyanlığa geçmiş aslen gizli Yahudi olan bir aile kökeninden geliyor. Çalışma bölgesi Hristiyan alemidir.

Bu tarikatın koordine edildiği merkez Amerika, hizmet ettikleri merkez de dünya Siyonizm’idir. Koordine eden kuruluş ise CIA’dir.  CIA bu üç tarikat vasıtasıyla hem Budist âlemi, hem Hristiyan âlemi hem de İslam âlemi üzerinde hegemonya kurmayı amaçlamaktadır.

Bir başka ozelligi ise ABD’de ikamet etmeye başlamasıdır. Moon, 1959 yılında ABD’ye yerleşmiştir. Opus Dei kurucusu Papaz Escriya ise sürekli ABD’de bulunmuştur.

İspanya’da Papaz Escriva,  Franco diktatörlüğünün sağ koluydu. Opus Dei Tarikatı’nın lideri Escriva, Franco’nun 35 yıllık diktatörlüğü ile işbirliği içinde olmuştur.

Moon tarikatının ortağı ise CIA’nın kurduğu Kore’deki CIA’nın temsilcisi Albay Bo Hi Pak’da dır. Bo Hi Pak da, Moon Tarikatının en güçlü üyesidir.  O’nun aracılığıyla Güney Kore askeri vesayete alınmıştır. Bunu daha sonra baska bir yazimda aciklayacagim.


Bu tarikatın onemli ozelligide Yeşil Kuşak Projesine hizmet etmesidir.

Opus Dei Tarikatı’ının beş kıtada 475 üniversite ve Yüksek Okulu ve 200 koleji var. 604 gazete ve dergiye sahip. 52 radyo ve televizyonu yayın yapıyor. Siyasi, askeri, polis,  mali ve ticari alanlarda çok etkindir. Milyarlarca dolara hükmediyor. Opus Dei Tarikat’ının Hristiyanların yaşadığı her ülkede sorumlu bir Kardinali bulunuyor.

Moon Tarikatı da benzer alanlarda faaliyet yürütüyor.


Calistigi her ülkede bir kardinali vardir.

Opus Dei Tarikatı üye tipi:

Opus Dei’de birinci grup olarak adlandırılan “Numerarid” denilen üyeler hiç evlenmiyorlar. Opus Dei evlerinde yaşıyorlar. İhtiyaçları dışındaki tüm kazançlarını tarikata veriyorlar.

Opus Dei de ikinci üyeler “Sopranumerari” olarak adlandırıyorlar. Tam üyedirler. Fakat evleniyorlar. Tarikat evleri dışında yaşıyorlar. Aylık ödüyorlar.

Opus Dei de üçüncü tip üyelere “cooperatori”deniliyor. Tarikatın gönüllü yardım ve eğitim kuruluşlarında yer alıyorlar.

Bu Siyonist tarikatın  propaganda ve örgütlenme çalışmalarını yürütürken kullandıgı kilit kavramlar.  “Diyalog”, “Hoşgörü,”  “Dini Araştırmalar” ve “Sevgi”.

Bu siyonist örgütün yürüttügü bir faaliyet daha var. “Dinler arası Diyalog ve Hoşgörü” adı altında Siyonizm’in hegemonyasını pekiştirmek ve yaymak.

Onemli özelliği misyoner faaliyetleridir. Bu tarikatın ABD’deki NED, CSIS ve CIA gibi istihbarat örgütlerince desteklendiği belirtiliyor.

“Papa’nın Kutsal Mafyası”  Opus Dei’nin muazzam bir gücü var. Koyu Katolik olan Hristiyanların bünyesinde yer aldığı bir yapılanma Opus Dei. Papa 2 John Paul, icracılığının etkisini Opus Dei’ye borçlu olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmemiş bir Katolik liderdi örneğin.

Dünya genelinde bilhassa üniversiteler, finans kuruluşları, finans birlikleri, devasa şirketler Opus Dei’nin müridleri ile dolu.

Başarılı politikacılar, hakim ve savcılar, parti ileri gelenleri, güçlü sanayici ve işadamları, Avrupa Birliği’nin muktedir parlamenterleri Opus Dei’nin çok sevdiği şahsiyetler arasında yer alıyor.

Alman Hristiyan Demokratlar Partisi’nin önemli isimlerinden Kurt Malangre de yarım yüzyıla yakın bir süredir Opus Dei mensubu olduğunu gizlemiyor mesela.

Almanya’da 2 bine yakın çekirdek Müridan kadrosu var Opus Dei Tarikatı’nın.

Bonn kentinde faaliyet gösteren “Öğrenci Temelli Kültür Birliği – Studentische Kulturgemeinschaft”  ve Münih’te faaliyet gösteren “Ren – Donau Vakfı – Rhein Donau Stiftung,  tarikatın gelir kaynaklarından sadece ikisi.

Almanya’daki merkezini Köln’de ihdas etmiş olan Opus Dei’nin Köln Bürosu’ndan Hans Thomas, adı geçen derneklerin yönetimini gerçekleştiriyordu.

Hans Tomas şu anda Limmat Stiftung – Limmat Vakfı’nın başkanlığını yapıyor. Vakıf dünyanın dört bir yanında projeler gerçekleştiriyor. (http://www.limmat.org/index/index.php)

Bir başka ilginç nokta ise Köln’de faaliyet gösteren Lindenthal Enstitüsü, Lindenthal Institut. http://www.lindenthal-institut.de sitesinde de göreceğiniz gibi bu enstitünün de başkanı Dr. Hans Thomas.

Avrupa Birliği’nin fonlarında da akla hayale sığmayacak ölçüde istifade ediyorlar.

Opus Dei hakkında çok fazla konuşulan, fakat günümüz dinsel toplulukları içinde hakkında en az şey bilinen örgüttür. Nitekim CNN televizyonu için Vatikan analizleri yapan, BBC için Opus Dei belgeseli hazırlayan ve araştırmacı kimliğiyle Opus Dei’nin içine sızmayı başarmış isimlerden biri olan John Allen, kitabında tarikatın kuruluşundan günümüze kadar olan gelişimini, yapısını ve işleyişini geniş bir yelpazede gözler önüne sermiş.

Opus Dei’de tüm üyelerin ortak amacı bu dünyada bir Civitatea Dei (Tanrı Sitesi) yani teokratik(dini) bir devlet kurmaktır. Opus Dei inananları, bir gün tüm dünyanın Hıristiyan olacağına inanırlar.

Tarikat dünya siyasetini tıpkı bir ahtapot gibi sarmakta. İngiltere Milli Eğitim Bakanı, Polonya hükümetinde görev yapan 3 bakan, Perulu 2 bakan, ABD Anayasa Mahkemesi ‘nin 2 yargıcı, Amerikan Kongresi ‘nin onlarca üyesi, eski FBI Başkanı Louis Freeh ve Fox televizyonunun yorumcusu Robert Novak; Opus Dei müridi olduğunu gizlemiyor.

Papaz Josemaria Escriva’nın Opus Dei (Opus Dey) örgütünün temelini oluşturan “rehber” kitabı “Yol” adını taşıyor. 1934 yılında yazılmış, 43 dile çevrilerek tüm dünyada 4,5 milyon satmıştır. Bu kitabın İngilizcesi, THE WAY.

Bugün Opus Dei’in 2.8 milyar dolar serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36 ilköğretim okulu vardır.

Kimilerine göre Escriva, dengesiz, sinirli, paranoyak özelikleri olan biriydi.

Opus Dei gizli bir Yahudi örgütüdür ve gizemli Kabala geleneğine bağlıdır. Hıristiyan görünmeleri sadece taktiktir. KAYIP KARDİNAL Escriva’nın Yahudilik ve İslam’la ilgili olumsuz bir yaklaşımının olmadığı bilinmektedir. 1974’te Buenos Aires’te Hıristiyanlığı tercih eden bir Müslüman ailenin vaftiz töreninde bu hususu açıkça belirtmiştir.

CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi’ni örgütledi. Moon Tarikatının dünyanın birçok yerinde vakıfları, işletmeleri, okulları, medya kuruluşları mevcut olup, fakir bir köylü çocuğu olan Sun Myung Moon’un bugün müthiş bir portföye sahip olduğu dikkat çekiyor.

Myung Moon liderliğindeki tarikat, Kiliseleri birleştirmek (Unifi-cation Church) felsefesini yaymak amacıyla düzenlediği toplantılarda çeşitli ülkelerin tanınmış isimlerini bir araya getiriyor ve bu ülkelerde örgütlenmeye çalışıyor Tarikat, Hıristiyanları birleştirmenin yanı sıra, Müslümanlarla Hıristiyanları da birleştirmeyi gaye edindiği için İslami kesimi de hedef kitle seçiyor.

Türkiye’deki ilk girişimleri de bu amaca uygun olarak “Dini Araştırmalar” “Hoşgörü” “Diyalog” görüşmeleri adları altında, Türkiye’den özellikle dini çevreden çok aşina isimler tarikatın toplantılarına katılmaya başlıyor.


ABD’de yapılan “Dinlerarası ilişkiler” toplantısına Türkiye’den 40 kadar ilahiyatçı katılıyor.


İsrail ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahip. Graham Fuller’in İslamcı hareketi konu alan “Kuşatılanlar” kitabında, İslamcı hareketlerin Bati ile entegrasyon için yapması gerekenlerin başında  İsrail ile iyi ilişki geliyor.(Graham Fuller, I. O. Lesser, Kuşatılanlar, Sabah Kitapları, İstanbul, 1996, s.126.)

Falun-Gong, Scientology,

Hızla yayılan ve büyük mali olanaklara sahip CIA bağlantılı bir başka tarikat da, Scientology adini taşıyor. Scientology’nin, gerek ABD’de gerek Avrupa’da en sıkı ilişki içinde olduğu güç.

Scientology, aynı zamanda Moon tarikatı ile çok sıkı ilişki içinde. CIA’nin denetimindeki bir diğer tarikat da Çin’de faaliyet yürütüyor: Falun-Gong.

Her dört tarikatın da teorisi, dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve hedefleri arasında olağanüstü uyum var. Kuskusuz bunun nedeni, komuta merkezinin ayni olması. Hepsi, CIA’nin örtülü faaliyetleri için kullanılıyor ve yönlendiriliyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nda örgütlenmek isteyen Hıristiyan Misyonerleri de, önce teoloji alanında eğitim veren okullar kurmak istemiş, başarılı olamayınca, temel bilimler alanında eğitim veren kolejler kurmuştu. 1915 yılında Osmanlı coğrafyasında, Hıristiyan Misyonerleri’nin Amerika’daki en büyük örgütü Amerikan Board’a bağlı 600′den fazla okulu vardı. Amerikan kolejleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında çok önemli roller oynadı. Atatürk, Cumhuriyet’le birlikte bu okulları kapattı. Türkiye, NATO’ya girdikten sonra bu okullar yeniden açıldı.


ABD’nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği’ni içeriden çökertmek için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü “CIA muhalefeti”nin, Bu örgütütlerin önünü açtığını saptıyoruz.

Sovyet bloğuna karsı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Amerika’nın Sesi radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarıdir.

Osmanlı İmparatorluğu toprakları içinde açılan Amerikan kolejleri kime hizmet ettiyse, Bu okullar hep CIA’nin ilgi duyduğu ülkelerde açılıyor. Okullara ABD’deki Yahudi lobisinin de ilgi duyduğuna dikkat çekiliyor.

“Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı altında getirdikleri öğretmenlere diplomatik statü kazandırmışlardır.

Ama ABD, CIA ajanlarını kamufle etme ihtiyacı bile duymamış, hepsinin cebine diplomatik pasaport koymuştu.

Bircogunu. İngilizce dil “öğretmeni” olarak gösterilmişlerdi.

Bazilari da diplomatik pasaportluydu. bu okullarda “öğretmenlik” yapıyorlar.

Bu öğretmenlerde yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunda İngilizce adıyla “official passport” sahibiler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD’li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla eşdeğerdeki resmi pasaport veriyor.

Türkiye’deki karşılığı “yeşil pasaport” olan “official passport”, ABD’li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.

Amerikalı kaynaklar, bu pasaportların CIA’nin talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar. ABD’de, Türkiye’den farklı olarak, özel kesimden bir kişi, belli bir sure için devlet memurluğuna getirilebiliyor. Bu statünün kazanılması için, ilgili bakanlıkta bir komisyon oluşturuluyor. Komisyon, kişiyi sorguladıktan sonra, görev için uygun olup olmadığına karar veriyor ve atamasını yapıyor. ABD’de büyükelçilik görevine bile, aynı yöntemle özel kesimden kişiler atanabiliyor.

Bu okullardaki görevli Amerikalı öğretmenlerin büyük bir kısmı Eğitim Bakanlığı personeli olmadığı halde memur pasaportu taşıyor. Eğer bu öğretmenler özel kesimden alınıp görevlendirildiyse, normal prosedüre göre bir komisyonda dinlenmeleri (hearing) gerekirdi. Oysa bu öğretmenlerin atama öncesi sorguları yapılmamış. Bu normal olmayan bir durum.”

Amerikan bürokrasisinde normal olmayan durumlara sıkça rastlanabiliyor. Ancak bu tür olağanüstü uygulamalar, devreye gizli servislerin girmesiyle mümkün oluyor.

Bu okullarında görevlendirilen öğretmenlerin, ABD Eğitim Bakanlığı’nın ilgili komisyonunda dinlenmeden resmi pasaport almaları için, CIA’nin devreye girdiği belirleniyor.

Moon’un bir baska ozelligini yazip yazımi  noktalayayım. Moon, ABD’de The Washington Post’un da aralarında bulunduğu birçok medya kuruluşunun patronudur. Zaten hem ABD’de yaşayıp hem ABD düşmanı olma iddiasına inanmak saflıktan öte bir özellik olsa gerek.


Sevgi ve saygılarımla


Resul Özdemir

Sun
Jul
24

15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI


Kuzey Suriye’deki üs kurma çalışmaları, Rusya ile barış ortamı ve herhalde en önemlisi 10 yıllardır dillendirdiğim Türk Devletlerinin her zaman yaşadığı 100′üncü yıl sendromunu “şu anki Türkiye Cumhuriyeti malesef bu sendromu yaşıyor”..


Daha önce Racon Kesme başlığı altında bir analiz yazısını sizlerle www.resulozdemir.com sitesinde paylaşmıştım.

Ayrıca pencereme konan kuş ile yaptığım muhabbeti 22 Temmuz 2015 saat 01:04′te sosyal medya aracılığıyla sizlerle paylaşmıştım.


Özellikle pencereme konan kuş ile muhabbetimiz bu günleri işaretliyordu.

İsterseniz biraz neler demişti diye hafızalarımızı yoklayalım.

Arap Baharını Suriye ile taçlandırarak ortadoğu denklemini de yerinden oynatarak Suriye’nin parçalanmasına ortam hazırladılar. Peşinden İran gelecekken İran’ın yapmış olduğu manevra ile sırasını Türkiye’ye devir etti. Ayrıca bu işin sağlam yürümesi içinde Rusya kozunu iyi oynadı.

Fakat herşeye rağmen Türkiye kolay lokma olmadığı için bazı Türkiye’nin nasırlı noktalarının üzerine basılması gerekiyordu.

Neydi o nasırlı noktalar diye sorarsanız..?

Kürt sorunu İran’da da aynı sıkıntı olduğu için Kandil ile arasını yaparak onlara Kuzey Suriye’de destek verir gibi yaptı. Bunun sonucunda oluşan ortam Türkiye’nin oyalanarak dikkatini başka noktalara odaklanması sağlandı. Kısa bir süre sonra Güney ve Doğu bölgelerindeki olaylar ile uğraştırılarak Kaos ortamı için içeriden hazırlıklar başladı.



Amerika Birleşik Devletlerinin Kuzey Suriye içerinde incirlik’e alternatif üs kurma çalışmaları üzerinde yoğunlaşırken neyi amaçladığını düşünmekte fayda vardır. Muhtemelen bu kalkışma sonrasında İncirlik üssünün tartışma ortamına gireceğini görerek alternatifler üretiyor..


Rusya ile barış ortamı oluşurken siz NATO ittifakının bunu alkışlayarak karşılayacağını mı zannettiniz?

Bu çatışma ortamının oluşması için Rusya uçağının düşürülmesi teşvik edildi ve akabinde Türkiye’nin talep ettiği füze savunma sistemleri bile yarım yamalak gönderildi ayrıca bazıları belli bir dönem için göndererek dostlar alışverişte görsün davranışı içine girdiler.



Bir başka konu ise Türklerin kurmuş olduğu ülke ve imparatorluklar tarihçesine baktığımız zaman genellikle 100′üncü yıl sendromu yaşıyor.

Bu sendromu yaşarken ya tepetaklak giderken yerine yenisine bırakıyor yada büyüyerek imparatorluklar düzeyine ulaşmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti bugünlerde aynı sendromu yaşamaktadır.


Büyüyüp serpilebilmesi için yapması gereken en büyük çalışma ise iç barışın sağlanmasıdır. Ayrıca bu elbisenin darlığından ya bedeni küçültecek yada  bedenin büyüklüğüne göre elbise yapacak ki sürekliliğini devam ettirebilsin. “Yaptıracak demiyorum”



Aslında 15 Temmuz olaylarının altyapısı  5+1′e rağmen İran ile Brezilya’nın katkılarıyla barış masası oluşturulması akabinde oluşturulmaya başlanmıştı. “MAHALLE KABADAYILARI RACON KESMEK istiyordu”


Bu 15 Temmuz olayları kesinlikle ne darbe nede ihtilal amaçlı olarak yapılmış bir kalkışma değildir.

Zaten yapmış oldukları hareketlerde bunu ispatlamaktadır..


Öyle olmasa Millet Meclisine, Emniyet Müdürlüğüne, Özel Harekat Komutanlığına, Türksat ve MİT’e bomba atarak darbe sonrasında gerekli olan kurumları yok etmek istemez.

Bu hamlelerin Irak’ta “Irak savaşı deneme alanıydı” neleri getirip götürdüğünü vahşi batı test ederek öğrendi.

Bu deneylerde çıkan sonuçlar pek ala Türkiye’de de kullanılabilirdi..



Dipnot:

Kuşum ile konuşmamızın bir bölümü…



Geçen gün kuşlar ile muhabbet ederken, konu, konuyu açar derken; konu Ortadoğu’ya gelince, aşağıdaki versiyonlar ortaya çıktı…


Takdir sizlerin.


Versiyon 1

Irak, Suriye, İran ve Türkiye

Bu versiyon esnasında Türkiye müttefik olarak yanına alınmak istendi.. Bu olayı gören İran yavaş yavaş satranç oyununa başladı..


Versiyon 1:1

Irak, Suriye, İran ve Türkiye

Türkiye müttefik olmuyor, İran Şii kartını iyi kullanarak Irak içinde pozisyonunu güçlendiriyor..


Versiyon  1:2

Irak bitti, Suriye, Mısır, İran ve Türkiye

Irak içinde paylaşım tamamlandı ve Suriye için de ise karmaşa ortaya çıkarılarak, Mısır’ın Türkiye’ye yakınlığını saf dışı etmek için gerekli değişimin yapılması.


Versiyon 1:3

Irak bitti, Mısır bitti, Suriye, İran ve Türkiye

Irak ve Mısır istenilen kıvama geldi, Suriye’de İran dengesi iyicene oturdu, fakat sıralama henüz değişmedi.


Versiyon 2

Irak bitti..

Suriye=Türkiye ve İran

İran’ın Batı ile yapmış olduğu nükleer müzakereler sonuç verdiği için sıralama değişti, İran sıralamadaki yerini Türkiye’ye verdi..


Sevgili kuş’um şayet unuttuğum veya yanlış yaptığım birşey varsa lütfen beni ikaz et..

Wed
Jun
22

ALMANYA neden ERMENİ’leri ÖPTÜ- 2


Geçen yazımda bu konuya farklı bir boyutu ile irdelemeye çalışmıştım.

Şimdi ise farklı bir başka boyutu ile alarak takdiri sizlere bırakacağım.


Önümüzdeki günlerde İngiltere AB’den çıkmak için referandum yapacak. Anglo-Saksan düşünce Almanya’nın her ne pahasına olursa olsun Avrupa Birliğini ayakta tutmak için harcadığı enerji gördükçe kendi geleceği hakkındaki çeşitli senaryolar oluşturmakta ve bu çalışmalar esnasında Almanya’nın pozisyonu onları yeterince rahatsız etmektedir. Şayet AB içinde şu anki pozisyonunda kalırsa Almanya hegemonyasını kabullenmek durumuna düşecektir. Fakat bu referandum ile ayrılırsa ayrıcalıklı pozisyona çıkacağından dolayı kendi hegemonyasını AB’nin yarı üyesi olarak pastadan istediği payını alarak devam edecektir. Fakat bu referandum sonrası hayır oyları ile AB içinde de kalırsa ” Üst aklın hazırlamış olduğu oyun yoluyla bir bakana suikast yaptırarak istediği istikamette sonuç çıkma çabası içerisine girdi. Şimdi şunu sorabilirsiniz yukarıdaki yazdıklarınız çelişiyor. İşte tamda can alıcı nokta orası. Çelişkiler yaratarak her durum karşısında en iyi avantajı elde edebilmek amaçlanmaktadır” Demoklesin kılıcı gibi kullanarak istediği avantajları alacaktır.

Ayrıca üst akıl son dönemde AB’nin parçalanması, parçalanmazsa düşük düzeyli bir profil ile kalmasını istemektedir. Bunun içinde paranın musluğunu ABD’ye döndermiş durumda.

Pek tabiki bu çalışmalar yapılırken Almanya içerisindeki bazı gruplarda alternatifler üretirken Rusya kartını oynamak istemektedir. Bu kartı kullanabilmek için gerekli olan taviz ise Putin yüzünden Türkiye oluyor. Bu kart oynanırken belki bir çoğumuzun dikkatinden kaçan bir hamle yapıldı bile. O hamle ise ikinci bir Kuzey Enerji hattının fizibilitesi projesi başladı bile. Pek tabiki bu proje için yalnız Türkiye değil Ukrayna da feda edilmesi gerekiyor ki koca Ayı memnun olsun. Ukrayna konusunda ise yavaş yavaş soğuma ve şu olursa bu olursa, bu olursa şu oyunları ile ortada top çevrilmektedir.

Paranın önemi özellikle önümüzdeki dönemde Almanya için can alıcı durumda olacağından “yaklaşık 2 trilyon civarında bir borç bulunmakta” Almanya kendince alternatifler üreterek yeni dünya düzeni içinde Germen varlığını farklı bir boyutta devam ettirmek istemektedir. Bu düşünce içinde gerektiğinde Türkiye’yi de bozuk para niyetine kullanmak istiyor.

Türkiye’nin elindeki en büyük kozu ise Ortadoğu’nun son dönemde özellikle ABD ile olan problemleri yüzünden güvenli liman olması ve Kuzey Irak ve Hazar havzası enerji bölgesindeki güçlü iliskileri nedeniyle elinin bayağı güçlü konumda olması olarak görebiliriz.


Pek tabiki bu oyunları bozmakta yine dirayetli, öngörülebilir ve kontrol altında tutulabilecek rizikoları göze alarak atılan adımlar sonucunda bertaraf edilebilinir.

Yoksa yeni dünya düzeni kurgulanırken olacağın konum FİGÜRAN’lıktan öteye geçmez…


Sevgi ve saygılarımla

Resul Özdemir

Sun
Jun
19

Menfaatçılardan topluma hayır gelmez..!!


Bu yazıyı okumadan önce aşağıdaki butonu tıklayıp kimin hakkında ve neden bu yazdığımı öğrenebilirsiniz..

Bu beyefendi de Partij van de Arroganten’den listeye girebilmek için malesef kendisi gibi düşünmeyenlere SAYGISIZLIK YAPARAK YER EDİNMEYE ÇALIŞIYOR.


YAZIK Kİ NE YAZIK…..!!


İşin en ilginç olan kısmı da…


IOT dediğimiz Türkler için Danışma Kurumunun başkanı..

Ve bu kuruma da ÜYE olanları da bir GÖZ ATMAKTA FAYDA VARDIR.

Ama lütfen göz atarken sağlam bir yerlere oturun yoksa yerinizden düşerek bir yerlerinize birşeyler olabilir.


IOT (Hollanda’da Türkler İçin Danışma Kurulu), Hollanda’daki Türklerin çıkarlarını korumak amacıyla 1 Kasım 1985 tarihinde 4 federasyonun bir araya gelmesiyle oluştu. Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu (TİKDF), Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB), Hollanda Türk Spor ve Kültür Federasyonu (HTSKF) ve Hollanda İslam Merkezi Vakfı (SICN) temsilcileri arasında uzun süren görüşmelerden sonra hükümete entegrasyon politikaları konusunda tavsiye vermek üzere IOT adı altında birleştiler. Daha sonra sırasıyla Hollanda Türkiyeli Kadınlar Birliği (HTKB), Hollanda İslam Federasyonu (NIF) ile Demokratik Sosyal Dernekler Federasyonu (DSDF), Hollanda Alevi Birlikler Federasyonu (HAK-DER) ve son olarak da, Hollanda Türk İslam Kuruluşları Birliğinin (HTIKB) üye olmasıyla federasyon sayısı 9’a yükseldi.


Gerçi TİKDF bu kurumdan geçenlerde bu şahıs yüzünden ayrıldı ama…


1. Devlet’ten sübvansiyon alarak ayakta olan bir kurum bağımsız olamaz.

2. Kendini Elit görenler halkı temsil edemez.

3. Menfaatçilerden topluma fayda gelmez.


Yukarıda yazdıklarım prensipler ile hareket ettiğim için bendeniz 1990 yılından beri bu kurum ile herhangi bir ilişkim olmaması için azami gayret gösterdim ve bu toplumu temsil edebilecek bir kuruma ihtiyaç olduğunu belirterek toplumsal bir yönlendirme için var gücümle çalıştım ve çalışıyorum.

Sevgi ve saygılarımla

Resul Özdemir

http://www.parool.nl/amsterdam/-hoe-kun-je-als-pvda-er-het-beleid-van-erdogan-steunen~a4322683/utm_source=facebook&utm_medium=social&utm_campaign=shared%20content&utm_content=paid&hash=d1ca2afdea1232a978d04f672bc48d3119c11ce8